Geçenlerde uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşım, çok eski bir meseleyi sordu bana. "Başlamadan bitti" dedim, sonra durdum düşündüm; hayatta aslında başlamadan biten ne çok şey var diye geçirdim içimden. Zaman geçip biraz daha düşününce, hayatlarında başlamadan biten şeyleri barındıran insanların, kafalarının içinde yaşayan insanlar olduklarına karar verdim. Çünkü kafalarının dışında yani gerçekte yaşayan insanlar başlatıyorlar, onlar birer başlatıcı. Hatta başlatmakla kalmıyor, sürdüyor zamanı gelince de bitiriyorlar. Ben ve benim gibi olanlarsa kafalarında başlatıp kafalarının içinde yaşayıp, olmayan bir gerçekliğin içinde kaybolurken son bitirme hamlesini bile yapamıyorlar. Olay kendiliğinden ve çoğunlukla başka insanların dokunuşlarıyla son buluyor. Sonra bir de bu başlatıcılar, "bitti artık" dediğinizde " hiç başlamış mıydı ki" bile diyorlar yüzünüze yüzünüze. Böyle kalıyorsunuz, gene durup düşünüyorsunuz. -bakınız: aşkın 500 günü tom'un arkadaşı, bakınız ondan bir 200 gün kadar önce yemekhanede bu sözüyle beni dumurlara sürükleyen şirin insan- . Hayal dünyasında yaşamanın acılarından biridir bu "başlamadan bitmek" durumu şüphesiz. (hayal dünyasında yaşamanın iyi yanları da var yani demek istiyorum, var tabi neden olmasın bu kadar insan bunu seçtiğine göre azıcık bir iyi tarafı da vardır elbet) Ancak ne var ki insan zamanla kendisini ciddiye almamaya kendisiyle dalga geçmeye falan başlıyor, daha az acıyor. Başlamadan biten olaylarına, sevdalarına, başarılarına bakıp bakıp gülüyor. Çünkü onlar yoklar, hiç olmamışlar. Olmayan şeylerin tüm hayatı, tüm zamanı işgal etmesine ve bu bitiş sonrası yaşanan bunalımlara, bir de bu bunalımların eklediği yepyeni zaman kayıplarına baktıkça geriye gülmekten başka yapacak bir şey kalmıyor zaten. Ve bir 250 gün sonra ne oldu diye soran arkadaşına, başlamadan bitti derken yanına bir de sırıtık smiley iliştirebiliyor bu insan(lar). İlerleyen zamanlarda başlatıcı olacağına dair sözler verip yoluna devam ediyor, ediyoruz hep beraber. Ama bir an geliyor "ya hayatım da başlamadan biterse" sorusunu soruyoruz, işte o anlarda iş biraz ciddileşiyor, artık gülmüyoruz. Biraz durgunlaşıp, yerlere bakıyoruz. Ne yaparsın ki hayat sen yaşasan da yaşamasan da akıp geçiyor. Belki de kendimize verdiğimiz sözleri tutmaya bi yerden başlamak gerekiyor, ne kadar zor gelse de ne kadar uzak olsa da, bunun doğru bir zamanı yok, olmayacak da. Başlamadan bitmesin artık hiçbir şey. Hayat da başlayacaksa başlasın, yani ben başlatayım, birgün, daha ne olduğunu bile anlamamışken göz açıp kapayana kadar geçen bi sürede pat diye bitmesin, bitirilmesin.
Bir de günün şarkısı olsun:
Ben bu şarkıyı çok seviyorum. Hem mutlu olduğum hem mutsuz olduğum böyle arada kaldığım bir zamanı hatırlatıyor. Birden fazla insanı, birden fazla mekanı anımsatıyor. Bu genelde çok az olan bir şeydir. Nedense bu yazıyı yazarken bi bu şarkıyı bir de jaymay'in diğer süper bi şarkısı snow white'ı dinliyordum. şöyle bir söz var o şarkıda : I love you but I'm gonna keep quiet about it. Yapmamak lazım birazcık ses vermekten zarar gelmez yazının ana fikrine sadık kalarak söylüyorum bunu :) Neyse ama günün şarkısı zaten Sea green, see blue. Dinleyin. Sevin.
Kişisel tarihimizdeki sansürün
9 saat önce


